Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu

Esas:  2009/4-13
Karar: 2009/12
Karar Tarihi: 03.02.2009

ÖZET: İtiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
ilişkin karar, suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının
var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılmalıdır.

(2709 S. K. m. 174) (5237 S. K. m. 62, 257) (5271 S. K. m. 223, 231,
164, 267, 268, 269, 270, 271, 305, 309) (1412 S. K. m. 305, 322) (5395
S. K. m. 23) (YCGK. 19.02.2008 T. 2006/6MD-346 E. 2008/25 K.)

Dava: Görevi savsama suçundan sanık N. T.'nun 5237 sayılı TCY'nın
257/2, 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına,
sanığın geçmiş sabıkasız hali, şahsi ve sosyal durumu, duruşmadaki
davranışı, olayda somut bir zararın bulunmaması nedeni ile 5728 sayılı
Yasa ile değişik CYY 231/6. maddesi uyarınca sanık hakkında verilen
mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl
süre ile denetime tabi tutulmasına ilişkin Edirne 1. Sulh Ceza
Mahkemesince 13.05.2008 gün ve 118-432 sayı ile verilen karara karşı
sanık tarafından, beraatına karar verilmesi gerektiğinden bahisle
itiraz edilmesi üzerine;

Dosya üzerinde inceleme yapan Edirne 2. Asliye Ceza Mahkemesince
17.06.2008 gün ve 2008/149 müt. sayı ile;

<Mevcut dosya kapsamına göre, itirazın kabulüyle yapılan incelemede
öncelikle sanığın sübut sorunu ile ilgili olarak karar verilmesi
gerektiği dosyadaki mevcut deliller kapsamında yapılan değerlendirmede
sanığın TCK 257/2. maddesi kapsamında mevcut eylemin sanığın görevi
kapsamında bulunmadığı, yine suçun sübut unsurlarından olan, kamu
zararı, şahsi menfaat, üçüncü şahsa menfaat sağlandığına ilişkin delil
bulunmadığı ve suç teşkil etmeyeceği, memurun söz konusu eylemi olsa
olsa disiplin soruşturmasını gerektirebileceği, görevi ihmal ettiğine
ilişkin somut delil bulunmadığı, sanığın savunmasının aksine başkaca
delil bulunmadığı, sanığın bu durum itibariyle şüpheden sanık istifade
eder genel ceza hukuku prensibi gereği sanığın unsurları oluşmayan ve
cezalandırılması için somut delil bulunmayan eyleminden dolayı delil
yetersizliği nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiği
anlaşılmakla 1.Sulh Ceza Mahkemesinin söz konusu mahkumiyet ve hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılarak atılı suçun
işlendiğine ilişkin mevcut deliller kapsamında CMK 223/2-e maddesi
gereğince beraatine> karar verilmiştir.

Adalet Bakanlığınca, itiraz üzerine yapılan incelemede suçun sübutuna
yönelik karar verilemeyeceğinden bahisle mercii kararına karşı yasa
yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, dosyayı inceleyen
Yargıtay 4. Ceza Dairesince 18.11.2008 gün ve 15822-20920 sayı ile;

<Edirne 1. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı itiraza tabi bir karar
olmakla birlikte, sanığın beraat etmesi gerektiği ya da daha hafif bir
ceza ile cezalandırılması veya kamu davasına katılan tarafın sanığın
daha ağır ceza ile cezalandırılması gerektiği yönündeki istemini
kararı veren mahkemenin itiraz yasayolu gereğince, itirazı yerinde
bularak düzeltmesi ve mahkumiyet kararını kaldırarak beraate
hükmederek CYY'nın 268/2. maddesi uyarınca düzeltmesi olanağı yoktur.
Bunun yanında itiraz merciinin kendisine gönderilen kararı suçun
sübutu açısından inceleme ve beraate ya da daha ağır veya hafif bir
cezaya hükmetme olanağı da bulunmamaktadır.

Edirne 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 17.06.2008 tarih ve 2008/149 sayılı
müteferrik kararında sanığın itirazını yerinde bulmuş ve hakkında
beraat kararı vermiştir.

İtiraz konusu, kararı veren mahkeme ya da inceleme merciince ancak,
mahkemenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının
koşullarına ilişkin ve CYY'nın 231/6. maddesinde belirtilen <a)
sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, b)
mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve
davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği
hususunda kanaate varılması, c) suçun işlenmesiyle mağdurun veya
kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya
tazmin suretiyle tamamen giderilmesi> koşullarının tartışılıp
tartışılmadığı ve tartışıldı ise verilen kararın hukuki yerindeliği
ile sınırlıdır. İtiraz merciinin suçun sübutuna ilişkin değerlendirme
yapma yetkisi bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle Edirne 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.06.2008 gün
ve 2008/149 sayılı kararının CYY'nın 309. maddesi uyarınca Yasa
Yararına Bozulmasına> karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 19.01.2009 gün ve 164983 sayı ve özetle;

<Bilindiği üzere, halen uygulanmakta olan ceza yargılama sistemimize
göre olağan bir yasa yoluna tabi bulunan karar için aynı anda başka
bir olağan yasa yoluna gidilemez. Bu nedenle, itiraza tabi kararlar
için temyize, temyize tabi kararlar için ise itiraz yasa yoluna
başvurulamaz.

Mahkumiyet kararı bir hükümdür ve temyiz yasa yoluna tabidir. Ancak,
hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hallerde, bu
mahkumiyet hükmü açıklanmamış durumdadır. Hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararı ise bir hüküm değildir.

Sorun, yapılan yargılama sonunda önce bir mahkumiyet hükmü kurulması
ve bunun üzerine hükmün açıklanmayarak geri bırakılmasına karar
verilmesinden kaynaklanmaktadır. Ortada, açıklanmayan bir hüküm ile
hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin bir karar
bulunmaktadır.

Yasanın 231. maddesinin 12. fıkrasında mahkemece verilen hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraza tabi olduğu
belirtilmiştir.

Yasanın 231. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararına itiraz edilebileceği belirtildikten sonra, itirazın süresi,
mercii, inceleme şekli ve kararın nasıl verileceğine ilişkin hükümler
bulunmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına
itirazın Yasanın genel hüküm niteliğindeki 267-271. madde hükümlerine
göre değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yasanın 267-271. ve 231. maddelerinde; itiraz nedenleri, itiraz yasa
yolunda hangi konuların incelenebileceği gösterilmiş değildir. İtiraza
tabi kararların türünün çeşitliliği karşısında bu hususa ilişkin bir
düzenleme yapılması da uygun ve de mümkün değildir. Şu muhakkak ki,
merciin inceleme yetki ve görevi, itiraza tabi karar ile sınırlı olmak
zorundadır.

Yasanın 231. maddesinde, itiraza tabi olanın açıkça hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğu belirtilmiştir. Bu
hükümden de, açıklanması geri bırakılan mahkumiyet hükmünün itiraza
tabi olmadığı anlaşılmaktadır. İtiraza tabi bulunan mahkumiyet hükmü
değil, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Maddede,
açıklanması geri bırakılan mahkumiyet hükmü için yasa yolu konusunda
bir düzenleme getirilmemiştir.

İtiraz yasa yolu, yalnızca hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararı yönünden kabul edildiğinden itiraz merciin hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar ve onun içeriği ile
ilgili bir inceleme yapma yetki ve görevi bulunmaktadır. Bunun dışında
açıklanması geri bırakılan mahkumiyet hükmüne yönelik (mahkumiyet
kararının esasına ilişkin) bir inceleme yapması olanaklı değildir.
Mahkumiyet kararının bünyesine dahil olan hususlar itiraz yasa yolu
ile incelenemez. Aksi durum, temyiz merciinin görevinin itiraz
merciince yerine getirilmesine neden olur.

Ayrıca, Yasanın 305. maddesinde bazı hükümler, kanun maddesinde
öngörülen ceza miktarları veya hükümde yer alan ceza miktarları
nedeniyle kesin nitelikte görülmüş, bu tür kararların olağan yasa yolu
olan temyiz incelemesine tabi bulunmadığı öngörülmüştür. Bu hükümlerin
ancak olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yolu ile
incelenebileceği kabul edilmiştir. Yasanın 267 ve devamı maddelerinde
itiraza tabi olan kararlar yönünden CMUK.nun 305. maddesine benzer bir
sınırlama getirilmemiştir. İtiraz üzerine, açıklanmayan mahkumiyet
hükmünün incelenebileceğinin kabulü, CMUK'nun 305. maddesi uyarınca
temyiz edilemez nitelikteki-kesin hükümlerin itiraz yasa yolu ile
incelenmesini mümkün hale getirir. Bu ise, CMUK'nun 305. maddesi hükmü
ile çelişir ve hukuka aykırı olur.

İtiraz yasa yolunun sadece hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararı yönünden kabul edilmiş olması nedeniyle itiraz üzerine kararı
veren mahkemenin ve itiraz merciinin yetkisi bu karar ile sınırlı
olacaktır. Bu bağlamda, itiraz yasa yolunda yapılacak inceleme, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşulların bulunup
bulunmadığı ve hükmün açıklanmasına ilişkin kararda hukuka aykırılık
olup olmadığı hususları ile sınırlıdır. İtiraz yasa yolu ile; hükmün
açıklanmasının geri bırakılması için maddenin 6. fıkrasında belirtilen
koşulların bulunup bulunmadığı, mahkumiyet hükmündeki cezanın tür ve
miktar olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında kalıp
kalmadığı (2 yıl ve altında hapis cezasına hükmedilip
hükmedilmediğini) incelenebilir. Hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına ilişkin kararda hukuka aykırılık bulunup bulunmadığına
ilişkin olarak ise; mahkum olunan hapis cezasının ertelenmesi veya
kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilmesi yasağına
uyulup uyulmadığı (f.7), deneme süresinin yasaya uygun tayin edilip
edilmediği ve denetim süresi içinde yüklenecek denetimli serbestlik
tedbirinin ve yükümlülük süresinin yasaya uygun olup olmadığı (f.8)
itiraz yasa yolu ile incelenebilir.

Dolayısıyla, Özel Dairenin itiraz yasa yolu ile hükmü veren mahkemenin
ve itiraz merciinin sanığın beraat etmesi, daha hafif veya daha ağır
bir ceza ile cezalandırılması gerektiği yönündeki istemleri
inceleyemeyeceğine ve mahkumiyet kararını düzeltemeyeceğine veya
mahkumiyet kararını kaldırarak beraate hükmedemeyeceğine ilişkin
gerekçesine katılmaktayız.

İtiraz yasa yolunda, mahkumiyet hükmüne yönelik inceleme
yapılamayacağından dolayı mahkumiyet hükmünün temelini oluşturan;
suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı, suçun sübut bulup bulmadığı,
suçun niteliği, noksan kovuşturma olup olmadığı, hakimin takdir
yetkisini yasaya uygun olarak kullanıp kullanmadığı, kanun
maddelerinin uygulanması ve cezanın hesaplanması sırasında hata
yapılıp yapılmadığı gibi hususlar incelenemez ve bu hususta bir karar
verilemez.

Mahkumiyet hükmünün temelini oluşturan suçun unsurlarının oluşup
oluşmadığının, suçun niteliğinin hükmedilen cezanın tür veya miktarını
değiştirerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini
engelleyecek vasıfta bulunup bulunmadığının, hakimin takdir yetkisinin
yasaya uygun kullanılıp kullanılmadığı, cezanın doğru bir biçimde
saptanıp saptanmadığı gibi hususların temyiz yasa yolu ile incelenmesi
gerekmektedir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına müteakip, denetim
süresi içinde veya sonunda CMK'nun 231. maddesinin 10 ve 11.
fıkralarında belirtilen koşulların gerçekleşmesi durumuna göre hükmün
açıklanması veya yeni bir mahkumiyet hükmü kurulması ya da düşme
kararı verilmesi halinde, bu kararların hüküm olması nedeniyle temyize
tabi bulunduğu açıktır. Bu konuda bir tereddüt bulunmamaktadır.

Bu nedenle, yukarıda bahsettiğimiz suçun unsurlarının oluşup
oluşmadığı, suçun sübuta erip ermediği gibi hususların, denetim süresi
sonunda açıklanan veya verilen hüküm üzerine temyiz yasa yolu ile
incelenebileceği ileri sürülebilir. Ancak bu durumda, açıklanmayan
mahkumiyet hükmündeki hukuka aykırılıkların denetim süresi sonunda
hükmün açıklanması, yeni bir mahkumiyet hükmü kurulması veya düşme
kararı verilmesi anına kadar incelenememesi sonucu ve sakıncası
doğacaktır. Temyiz yolu ile incelenmesi mümkün olan hukuka
aykırılıkların denetim süresi sonuna kadar incelenmemesi; (özellikle
noksan kovuşturma hallerinde) delillerin karartılması, mahkumiyet
kararı verilmemesi gereken (düşme, red, güvenlik tedbirine
hükmedilmesi, ceza verilmesine yer olmadığı ve beraat hükümleri)
hallerde verilen mahkumiyet kararlarının ortadan kaldırılmasının
geciktirilmesi, yargılamanın uzaması ile adil yargılanma hakkının
ihlali, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile birlikte
ileride beraat edecek sanıkların denetim süresine tabi tutulması ve
haklarında denetimli serbestlik tedbiri uygulanması sonuçlarını
doğurur. Bu sakıncalar ve sonuçlar da göz önüne alındığında;
açıklanmayan mahkumiyet hükmünün hükmün açıklanması veya düşme kararı
verilmesi veya yeni bir mahkumiyet hükmü kurulması anına kadar temyiz
yasa yolu ile incelenemeyeceği kabul edilemez.

5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinin incelemesinden anlaşılacağı üzere;
Kanun koyucu, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi
için öncelikle yargılamanın sonuçlanmasını ve bir mahkumiyet hükmü
kurulmasını zorunlu kılmıştır. Dolayısıyla açıklanmasını yasakladığı
yalnızca maddede öngörülen koşulları taşıyan mahkumiyet hükmüdür. Yasa
koyucu mahkumiyet hükmü dışındaki beraat, ceza verilmesine yer
olmadığı, davanın reddi, düşme, güvenlik tedbirine hükmedilmesine
ilişkin hükümlerin ise açıklanmasını zorunlu kılmış, bu tür hükümler
verilmesi gerektiğinde hükmün kurularak açıklanmasını, böylece bu
hükümlerin temyiz yasa yolu ile Yargıtay'da incelenmesini istemiştir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, mahkumiyet hükmü
verilmesine müteakip verilebileceğine göre, öncelikle ortada
mahkumiyet kararı verilebilir durumun olması gerekmektedir. Bu ise,
suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının, sübut bulup bulmadığının ve
noksan kovuşturma olup olmadığının saptanması ile anlaşılabilir. Suçun
maddi ve manevi unsurları oluşmamış, suç sübuta ermemiş ise mahkumiyet
hükmü kurulamaz. Bu durumda beraat kararı verilmesi gerekir. Keza,
uzlaşma, zamanaşımı, şikayet yokluğu veya vazgeçme halinde düşme
kararı verilmesi zorunlu bulunmaktadır.

Kanun Koyucunun, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının
verilebilmesi için mahkumiyet hükmü kurulmasını zorunlu tutması,
hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile birlikte sanığın
denetim süresine tabi tutulmasının ve hakkında denetimli serbestlik
tedbiri uygulanmasının mahkumiyet hükmünün hukuka aykırı olmamasının
gerektirmesi, mahkumiyet dışındaki hükümlerin açıklanmasının zorunlu
kılınması ve bunların böylece temyiz yasa yoluna tabi tutulmasının
amaçlanması karşısında; mahkumiyet hükmünün suçun unsurlarının oluşup
oluşmadığının, suçun sübuta erip ermediğinin, noksan kovuşturma
bulunup bulunmadığının, suçun niteliğinin verilecek ceza miktarı ve
türünü hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kapsamı dışına
çıkarıp çıkarmadığının temyiz yasa yolu ile incelenmesi zorunlu
bulunmaktadır.

Söz konusu temyiz incelemesi, mahkumiyet kararı verilemeyeceğine,
mahkumiyet dışında bir karar verilmesi gerektiğine veya mahkumiyet
hükmünün, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kapsamı
dışında kalan bir mahkumiyet kararı olması gerektiğine ilişkindir.
Başka bir anlatımla, temyiz incelemesi, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararı verilmesine esas bir mahkumiyet hükmü
verilemeyeceğine ilişkindir. Zira, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararı verilebilmesi için mahkumiyet kararı verilebilmesi
ve bu mahkumiyet kararının da hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararı verilebilmesini mümkün kılması gerekmektedir. Bu koşulun,
temyiz incelemesi ile denetlenmesi zorunludur.

Ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kapsamında kalacak
şekilde cezanın yanlış hesaplanması, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması dışına çıkmayacak bir biçimde takdir yetkisinin yanlış
kullanılması gibi hususlar bu aşamada temyiz incelemesinin konusunu
oluşturamazlar. Bu tür hukuka aykırılıklar, ancak denetim süresi
içinde veya sonunda, açıklanan veya verilen hükümle birlikte temyiz
incelemesine tabi tutulabilir.

Bu nedenlerle, kanun yoluna başvuru hakkı olanların mahkumiyet hükmü
dışında bir karar verilmesi gerektiğine, suçun sübutuna, unsurlarının
oluşmadığına, noksan kovuşturma ile karar verildiğine, suçun vasfı
nedeniyle (yaralama-kasten öldürmeye teşebbüs, görevi kötüye kullanmak-
zimmet) hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kapsamı dışında
bir ceza verilmesi gerektiğine, ceza miktarının uygulama sırasında
sanığın lehine olarak hatalı saptanması sonucu hükmün açıklanmasının
geri bırakılması kararı verildiğine ilişkin istemlerin temyiz istemi
olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

Belirtilen hususları içeren istemlerin itiraz merciine yapılması
halinde; merciin, 5271 sayılı CMK'nun 264. maddesi uyarınca kanun yolu
ve mercide hatanın başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağından bu
talepleri temyiz talebi olarak değerlendirmesi ve dosyayı temyiz
incelemesi yapılmak üzere Yargıtay'a göndermesi gerekmektedir. Bu
durumlarda, itiraz merciin istemi inceleme yetki ve görevi
bulunmadığından vereceği karar hukuken geçersiz olacaktır.

Bu itibarla; sanığın 13.05.2008 tarihli dilekçesi, hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik olmayıp, açıklanması
geri bırakılan mahkumiyet hükmüne yöneliktir ve suçun sübut bulmadığı
ve unsurların oluşmadığı ileri sürülmektedir. Sanığın bu istemi temyiz
istemi niteliğindedir. Bu durumda, Edirne 1. Sulh Ceza Mahkemesinin
kararı kesinleşmemiştir. Edirne 2. Asliye Ceza Mahkemesinin istemi
temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay'a göndermesi yerine itirazen
inceleyerek verdiği karar hukuken geçersizdir.

Açıklamalar ışığında; sanığın 20.05.2008 tarihli dilekçesi temyiz
istemi niteliğinde bulunması nedeniyle Edirne 1. Sulh Ceza
Mahkemesinin 13.05.2008 gün ve 2008/118-432 sayılı kararı henüz
kesinleşmediğinden ve Edirne 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.06.2008
tarih ve 2008/149 müteferrik sayılı kararı hukuken geçersiz olduğundan
kanun yararına bozma isteminin reddi yerine yazılı şekilde karar
verilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.

İtiraz yasa yolunda, açıklanması geri bırakılan mahkumiyet hükmüne
yönelik olarak inceleme yapabileceği, bu bağlamda suçun sübutu ile
unsurlarının oluşup oluşmadığının ve diğer hususların itiraz merciince
incelenebileceğinin kabulü; aşağıda belirtilen gerekçelerle de hukuka
uygun düşmeyecek, eşitliğe ve hakkaniyete aykırı sakıncalı sonuçlar
doğmasına neden olacaktır.

Öncelikle, itiraz merciinin yukarıda belirtilen hususlar ile ilgili
olarak inceleme yapması, temyiz incelemesi yapma yetkisine sahip
Yargıtay'ın inceleme görevini üstlenmesi sonucunu doğuracaktır.
Özellikle, suçun sübutu ve niteliğinin tayininde yetkili ve görevli
hale gelecek, kasten öldürmeye teşebbüs-yaralama, zimmet-görevi kötüye
kullanma ve yağma-hırsızlık gibi suçların oluşup oluşmadığını ve
vasfını tayin eder durumda olacaktır.

Merci kararlarının kesin olması nedeniyle bu kararlar aleyhine temyiz
yasa yoluna başvurulamayacaktır. Hukuka aykırı mercii kararları, ancak
denetim süresi içinde veya denetim sonunda hükmün açıklanması, yeni
bir hüküm kurulması veya düşme kararı verilmesi üzerine temyiz yasa
yoluna başvurulması veya kanun yararına bozma yasa yolu ile
kaldırılabilecektir. Temyiz yasa yoluna uzunca bir süre sonra
gidilebileceği, kanun yararına bozma yasa yolunun ise ancak ciddi
hukuka aykırılıklar için başvurulabilen etki alanı sınırlı olan
olağanüstü bir yasa yolu unutulmamalıdır.

Ayrıca 5271 sayılı CMK'nun 271. maddesinde, kanunda aksi yazılı
olmadıkça itiraz hakkında duruşma yapılmayacağı öngörülmüştür.
Cumhuriyet savcısı ile müdafi veya vekilin dinlenmesi zorunlu olmadığı
gibi, sanığın ve katılanın dinlenilmesi öngörülmemiştir.

Yasanın 270. maddesi uyarınca itiraz mercii karar vermeden önce yazı
ile cevap vermek için itirazı, Cumhuriyet savcısı ile karşı tarafa
bildirebilecek, araştırma ve inceleme yapabileceği gibi gerek
gördüğünde bunların yapılmasını isteyebilecektir.

Madde hükümlerin incelemesinden; aksi yazılı olmadıkça itirazın
duruşma yapılmaksızın karar verileceği, takdire bağlı olarak
Cumhuriyet savcısı ile karşı tarafın dinlenebileceği, gerekli
araştırmalar yapıldıktan sonra karar verileceği ve itirazın kabulü
halinde itiraz konusunun esası hakkında da karar verilmesinin
öngörüldüğü ve böylece işin kesin bir biçimde sonuçlandırılmasının
amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Yasanın 231. maddesinde de, itirazın duruşmalı olarak yapılması
öngörülmediğinden bu konudaki itirazın duruşma yapılmaksızın
inceleneceği anlaşılmaktadır. CMK'nun 271. maddesi uyarınca
gerçekleştirilen işlemin duruşmalı bir inceleme olmadığı açıktır.
Çünkü, yargılamanın asıl tarafı olan sanık ve katılanın hazır
bulunması istenmemiş, Cumhuriyet savcısı ile müdafi veya vekilin
dinlenmesi dahi zorunlu tutulmamıştır.

İtiraz merciin 5271 sayılı CMK'nun 271. maddesinde belirtilen şekilde
bir karar verebilmesi için itiraz konusunun buna uygun olması ve
itiraz konusunda karar verebilmesinin hukuken mümkün olması
gerekmektedir.

5271 sayılı Yasa, ceza yargılaması sırasında uyulacak kurallar ile
yargılama sonucu yargılama makamlarının vereceği kararların neler
olduğunu göstermiştir. Buna göre, hükümlerin yargılama yapılması
sonucu verilmesi kuraldır. Yargılama-duruşma yapılmadan hüküm
verilmesi mümkün değildir. Yine, yargılama sonunda verilecek davayı
sonuçlandırıcı kararlar olan (hükümleri) yargılamayı yapan mahkemenin
vermesi asıldır. Yargılamayı yapan mahkeme veya hakim dışında hüküm
verecek merciiler ile haller yasada açıkça ve istisnai olarak
düzenlenmiş ve gösterilmiştir. Nitekim, halen yürürlükte bulunan
CMUK'nun 322. maddesinde, Yargıtay'ın olağan yasa yolu olan temyiz
incelemesi neticesi beraate, davanın düşmesine veya mahkumiyet
hükmünün düzeltilmesine karar verebileceği açıkça öngörülmüştür. Ancak
bu halde bile Yargıtay'ın beraat hükmü verebilmesi istisnai
niteliktedir ve ancak belirli koşullara bağlıdır. Bunlar, olayın daha
fazla aydınlanmasının gerekmemesi (f.1) ve hükümden sonra yürürlüğe
giren yeni kanun ile fiilin suç sayılmamış olmasıdır. (f.4)

Yasada belirtilen bu hal dışında, yargılamayı yapan makam dışında
olağan yasa yollarına başvuru durumunda merciin (hüküm) verebileceği
düzenlenmemiştir. Bu nedenle, itirazı inceleyen merciin yargılama
yapan makam yerine geçerek beraat kararı vermesi hukuken mümkün
değildir. Kanun koyucunun temyiz merciine ancak sınırlı hallerde
tanıdığı beraat hükmü verebilme yetkisinin, itiraz merciine hiçbir
sınırlama olmaksızın verdiği kabul edilemez.

Yasanın 231. maddesinin 10 ve 11. fıkralarında, mahkumiyet hükmünü
açıklama veya yeni bir mahkumiyet hükmü kurma ya da düşme kararı
verilmesi de yargılama yapan mahkemeye verilmiştir. Maddenin 11.
fıkrasında, <....mahkeme hükmü açıklar ... > denilmek suretiyle hükmün
duruşma yapılarak verilmesi gerektiğini ifade edilmiştir. Bu durumda,
hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı üzerine açıklanmayan
mahkumiyet kararına yönelik istem nedeniyle, mercii tarafından (henüz
hükmün açıklanmasının yapılmadığı bir aşamada) duruşma yapılmaksızın
evrak üzerinde inceleme ile beraat hükmü verilmesi hukuka uygun
olmayacaktır. Zira, denetim süresi içinde veya sonunda mahkumiyet
hükmünün açıklanması için bile duruşma yapılması koşul olarak
gösterildiği halde, bu aşamadan önceki bir dönem olan itiraz mercii
safhasında duruşma yapılmaksızın hüküm kurulması çelişki olacağı gibi,
söz konusu durum, yargılamanın duruşmalı yapılması ve hükmün de
duruşma sonunda verilmesi gerektiğine ilişkin ceza yargılamasının
temel ilkesine ve bu ilkeye paralel olarak düzenlenen CMK'nun
duruşmaya ilişkin hükümlerine aykırı olur.

Belirtilen nedenlerle, söz konusu hususların itiraz merciince
incelenebileceğinin kabulü halinde bile; itiraz merciince hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına ve gerekli
işlemlerin yapılması ve kararın verilmesi için dosyanın yargılamayı
yapan mahkemeye gönderilmesine karar vermesi gerekmektedir. İtiraz
üzerine verilen kararlar kesin olduğundan yargılamayı yapan mahkemenin
mercii kararına direnme yetkisi bulunmamaktadır. Mercii kararı üzerine
yargılamayı yapan mahkeme duruşma açmak suretiyle davayı sonlandırıcı
nitelikteki kararı (hükmü) vermeli, böylece temyize tabi olan bu
hükümlerin temyiz incelemesinden geçirilmesi sağlanmalıdır. Mahkumiyet
hükmünün noksan kovuşturma sonucu verilmesine ilişkin istemin
incelenmesi sırasında da, mercii tarafından itiraz istemi kabul
edildiğinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı
kaldırılmalı ve noksan kovuşturmaya ilişkin işlemlerin yargılama yapan
makam tarafından yerine getirilmesi için dosya o mahkemeye
gönderilmelidir. İtiraz mercii tarafından noksan kovuşturmaya ilişkin
işlemlerin tamamlanması hukuka aykırı olur. Zira, mercii tarafından
itiraz duruşma yapılmaksızın incelenip sonuca bağlanacak, böylece
noksan kovuşturma bulunan hallerde yargılama yapılmaksızın hüküm
verilmiş olacaktır.

İtiraz mercii tarafından davanın esasına (örneğin beraate)
hükmedilmesinin doğuracağı hukuka uygun olmayan, hak ve adalet duygusu
ile bağdaşmayan sonuçlar, özellikle merciin itiraz üzerine verdiği
kararın kesin nitelikte olması nedeniyle ortaya çıkacaktır.

Öncelikle, merci kararının kesin olması nedeniyle beraat kararına
karşı olağan yasa yolu olan temyiz yasa yoluna başvurulamayacaktır.
Böylece, CMK'nun 223. maddesi uyarınca temyize tabi olması gereken
hüküm, temyiz incelemesine tabi tutulamayacaktır. Bu durum, bütünüyle
yasal düzenlemeye aykırıdır. Temyize tabi olan hükümlerin temyiz
merciin görevi kapsamı dışına çıkarılması, Yargıtay'ın temyiz inceleme
görevinin hukuka aykırı olarak sınırlandırılması sonucunu doğuracağı
gibi, adil yargılanma ilkesinin ihlali sonucunu da doğuracaktır. Bu
sakıncalar, merciin vereceği davanın esasını çözümleyen diğer kararlar
için de geçerlidir.

Ayrıca, merci kararının kesin olması karşısında vereceği hükmün
mahkumiyet hükmü dışında bir hüküm (beraat, düşme, ceza verilmesine
yer olmadığı, davanın reddi) olması durumunda, bu kararlar aleyhine
yalnızca Adalet Bakanlığınca kanun yararına bozma yoluna
başvurulabileceği gibi, bu hükümlere karşı kanun yararına bozma yoluna
gidilmesi hukuka, hak ve eşitlik ilkesine uygun kararlar verilmesini
sağlamaktan uzak olacaktır. Çünkü, davanın esasını çözümleyen
mahkumiyet dışındaki hükümler aleyhine kanun yararına bozma kararları
aleyhe sonuç doğurmayacak, hukuka aykırı olarak haklarında davanın
reddi, düşme, ceza verilmesine yer olmadığı ve beraat kararı verilen
sanıkların mahkumiyeti sağlanamayacaktır (m.309/4-c).

Belirtilen tüm bu hususlar; CMK'nun 267 ve devamı maddelerde
düzenlenen itiraz yasa yolunun, esas itibariyle hükümlere (mahkumiyet
hükmüne) yönelik bir yasa yolu olarak düşünülmediğini ortaya
koymaktadır.

Bu itibarla, itiraz merciinin aslında temyiz incelemesi kapsamında
olan mahkumiyet hükmüne yönelik hususları itirazen inceleyebileceği
kabul edilse dahi, itirazın kabulü halinde, gerekli işlemlerin
yapılması ve nihai kararın verilmesi için dosyayı yargılama yapan
mahkemeye gönderme kararı vermekle yetinmesi gerektiği, davayı
sonuçlandıran bir karar (hüküm) vermemesinin isabetli olacağı
düşünülmüştür.> görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak;

1- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 18.11.2008 gün ve 2008/15822-20920
sayılı bozma kararının kaldırılmasına, Edirne 1. Sulh Ceza
Mahkemesinin 13.05.2008 gün ve 2008/118-432 sayılı kararının temyiz
edilmesi nedeniyle kesinleşmemesi ve Edirne 2. Asliye Ceza
Mahkemesinin 17.06.2008 tarih ve 2008/149 müteferrik sayılı kararının
hukuken geçersiz olması nedeniyle Adalet Bakanlığının kanun yararına
bozma isteminin reddine, Edirne 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 13.05.2008
gün ve 2008/118-432 sayılı kararının temyiz incelemesi yapılmak üzere
tebliğname düzenlenmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığına tevdiine karar verilmesi,

2- Kabule göre ise, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 18.11.2008 gün ve
2008/15822-20920 sayılı bozma kararının kaldırılmasına, itiraz
merciinin suçun sübutu ve unsurları yönünden de inceleme yaparak
itirazın kabulüne karar vermesinin isabetli olduğu, ancak yargılamayı
sonlandırıcı beraat kararını veremeyeceği, gerekli kararın verilmesi
için dosyayı Edirne 1. Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar
vermesi gerektiği gerekçesiyle Edirne 2. Asliye Ceza Mahkemesinin
17.06.2008 tarih ve 2008/149 müteferrik sayılı kararının 5271 sayılı
CMK'nun 309. maddesi uyarınca yasa yararına bozulmasına karar
verilmesini talep etmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel
Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara
bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararı itiraz üzerine
inceleyen mercii tarafından, esasa yönelik yapılan incelemede, hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı kaldırılarak, sanığın beraatına
karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı
arasında çözümlenmesi gereken hukuki uyuşmazlıklar;

1- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı
başvurulabilecek yasa yolunun itiraz mı, yoksa temyiz mi olduğu,

2- Merciince, suçun sübutu ve nitelendirilmesi konularında (esasa
ilişkin) değerlendirme yapılıp yapılamayacağı, açıklanmayan hükmün
içeriğindeki hukuka aykırılıkların bu yolla denetlenip
denetlenemeyeceğinin belirlenmesi noktalarında toplanmaktadır.

Uyuşmazlık konularında sağlıklı bir çözüme ulaşılabilmesi için
öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun niteliği ve
uygulanma koşullarının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez
5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile çocuklar hakkında,
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23.
maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar
ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle 5395
sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim
süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile
yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından
aynı koşullara tabi kılınmıştır.

Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı
olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para
cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe
giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile 5271
sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan
değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli
para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, şikâyete bağlı
suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu müessese Anayasanın 174.
maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Kanunlarında yer alan suçlar
ayrık olmak üzere, tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç
doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kurumu, doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahiptir.

Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.02.2008 gün ve 346-25
sayılı kararında da bu husus; <Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet
hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu
sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten
yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması
halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının
5271 sayılı CYY'nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu
doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai
nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini
oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama yasasında düzenlenmiş bulunması
da onun karma niteliğini değiştirmez> denilmek suretiyle de açıkça
vurgulanmıştır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşulları;

a) Suça ilişkin koşullar;

1- Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az
süreli hapis veya adli para cezası olması, bu değerlendirme, yeni
sistemde cezaların içtimaı müessesine yer verilmemesi nedeniyle, her
suç yönünden hükmedilen ceza miktarı dikkate alınmak suretiyle
yapılacak, sanığın birden fazla suçtan mahkûmiyeti halinde, bu
mahkûmiyetlerin toplamı nazara alınmayacak, ancak bu olgular sanığın
suç işleme hususundaki eğilimi yönünden değerlendirilebilecektir.

2- Suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp
Yasalarında yer alan suçlardan bulunmamalıdır.

b) Sanığa ilişkin koşullar;

1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması;

2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen
iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi
gerekmektedir.

3- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve
davranışları göz önünde bulundurularak, sanığın yeniden suç
işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması gerekmektedir.

Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının
geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle
denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konularının incelenmesinde;

1- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı
başvurulabilecek yasa yolu, itiraz mıdır, yoksa temyiz midir?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması isteminin reddine karar
verilmesi halinde hüküm varlık kazanacağından, koşulların varlığı
halinde bu hükme karşı başvurulabilecek yasa yolunun temyiz olduğu
konusunda bir duraksama bulunmamaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek
yasa yolu ise, 5271 sayılı CYY'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında
açıkça, "itiraz" olarak belirtilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı itirazında, hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasının konusunu oluşturan suçun, sübutu veya
nitelendirilmesinde hataya düşüldüğünden bahisle yapılan başvuruların
temyiz niteliğinde olduğu ileri sürülmektedir.

Suç niteliğine yönelik başvurunun temyiz olarak değerlendirilmesi
gerektiği yönündeki görüşün kaynağını 4616 sayılı Yasa ile ilgili
yargısal kararlar oluşturduğundan, bu kararların konuya ilişkin çözüm
tarzının gerekçelerini incelemekte yarar bulunmaktadır.

4616 sayılı Yasada, bu yasa uyarınca verilen kararlara karşı
başvurulacak yasa yolunun belirlenmemesi ve verilen kararın hüküm
niteliğinde bulunmaması karşısında, verilen kararın durma kararı
niteliğinde olduğu ve 17.12.1930 gün ve 23/31 sayılı İçtihadı
Birleştirme Kararı uyarınca, durma kararlarına karşı başvurulacak yasa
yolunun da itiraz olduğu yargısal kararlarda kabul edilmiş, ancak
başvurunun, suçu 4616 sayılı Yasa kapsamı dışına çıkaracak hususlara
ilişkin olması halinde ise yasal bir düzenleme bulunmaması nedeniyle
istem temyiz olarak değerlendirilmiştir.

Görüldüğü gibi 4616 sayılı Yasadaki temyiz ve itiraz ayrımının
dayanağı bu konuda yasal bir düzenleme bulunmaması ve bu düzenlemenin
hukuki niteliğindendir. Oysa 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinde
düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, durma kararı
niteliğinde değildir. Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün ve 346-25
sayılı kararında da vurgulandığı üzere bu karar <koşullu bir düşme
kararı> niteliğinde olup, anılan maddede yasa yolu da açıkça itiraz
olarak öngörülmüştür. Koşulların gerçekleşmesi halinde 5271 sayılı
Yasanın 223. maddesinde belirtilen düşme kararı verileceğinden ancak
bu aşamada hükümlere ilişkin yasa yolu olan, temyiz yasa yoluna
başvurulabileceği kabul edilmiştir.

Öte yandan, yargılama sistemimizde temyiz yasa yolu, yalnızca hükümler
bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise 5271 sayılı CYY'nın 223.
maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararları bunlar arasında yer almadıklarından hüküm
niteliğinde de değildir.

Ceza yargılamasında yasa yolu, tarafların istemlerine göre değil,
yasanın sistematiği ve normları dikkate alınarak belirlenmelidir.
Yasada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı
başvurulabilecek yasa yolu hiçbir istisnaya yer vermeksizin açıkça
itiraz olarak belirtilmiş olmakla, Yasanın öngörmediği bir istisnayı
yargı kararları ile yaratmak, suçun niteliği veya sübuta yönelik
başvuruların, yasa yolunu temyiz olarak değiştireceğini kabul etmek
olanaksızdır.

Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığının, hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasının konusunu oluşturan suçun, sübutu veya
nitelendirilmesinde hataya düşüldüğünden bahisle yapılan başvuruların
temyiz niteliğinde olduğuna ilişkin itiraz nedeni yerinde değildir ve
reddine karar verilmelidir.

2- Merciince, suçun sübutu ve nitelendirilmesi konularında (esasa
ilişkin) değerlendirme yapılabilir mi, hükmün içeriğindeki hukuka
aykırılıklar bu yolla denetlenebilir mi?

5271 sayılı CYY'nın 271. maddesi uyarınca, mercii tarafından kural
olarak evrak üzerinde ve duruşmasız olarak inceleme yapılabilir.

Somut olayda, merciince evrak üzerinde inceleme yapılmış ve kanıt
değerlendirmesine girilerek kanıtların, görevi savsama suçunun sübutu
için yeterli olmadığı kabul edilip, sanık hakkında beraat kararı
verilmiştir. Merciince evrak üzerinde inceleme yapılabildiğinden,
itiraza konu karar yönünden yapılacak inceleme de ancak 231. maddenin
objektif koşullarının belirlenmesi ile ilgili sınırlı bir inceleme
olmalıdır. Duruşmada kanıtlarla doğrudan temas etme olanağı bulunmayan
merciin, kanıt değerlendirmesi yaparak yeni bir hüküm tesisi, itiraz
kurumunun niteliğine aykırı olacaktır. İtiraz merciince, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasının koşullarının bulunup bulunmadığına
ilişkin bir değerlendirme yapılmadan, bu karara konu olan ve 231.
maddenin 5. fıkrası uyarınca henüz hukuki varlık kazanmamış olan
hükmün değerlendirilmesi, 231 ve 271. maddelerdeki düzenlemelere
aykırıdır. İtiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
ilişkin karar, 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa
ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı
olarak yapılmalıdır. Özel Dairece, mercii kararının bu yönde
değerlendirilerek, beraat kararı verilmesinin yasaya aykırı bulunması
sonucunda bozulmasına karar verilmesi isabetlidir.

Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığının, merciince esasa yönelik
inceleme yapılabileceğine ilişkin itiraz nedeni yerinde değildir ve
reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve Üyeler ise, <Belli
koşulları taşıyan mahkumiyet hükümlerinin, 231. maddede belirtilen
objektif ve subjektif koşulların gerçekleşmesi halinde hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararına konu olacağı nazara
alındığında, itiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararının koşulların gerçekleşip, gerçekleşmediğinin belirlenebilmesi
için öncelikle buna dayanak teşkil eden hükmü, bu müessese ile bağlı
olarak tüm yönleriyle (esastan) inceleme zorunluluğu bulunmaktadır.
Nitekim öğretide de aynı görüş vurgulanmıştır. Bu nedenle Yargıtay C.
Başsavcılığının ikinci itiraz nedeni yerinde olduğundan kabulüne karar
verilmesi gerekir.> görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına
TEVDİİNE, 03.02.2009 günü, birinci uyuşmazlık nedeni yönünden
oybirliği ile, ikinci uyuşmazlık nedeni yönünden ise oyçokluğuyla
karar verildi.
Ulubatlı Hasan Bulvarı, No:36, Tüze İş Merkezi, Kat:10, 16230 Osmangazi / BURSA
Tel: 0 224 272 19 09 - 271 07 10 - 271 07 11 - Fax: 0 224 271 05 05
Reklam & Tanıtım & Tasarım
SBB Reklam