Buradasınız : Anasayfa > Boşanma Davaları > Yargıtay Kararı:Boşanma Velayet Yoksulluk Nafakası

Yargıtay Kararı:Boşanma Velayet Yoksulluk Nafakası

Yargıtay Kararı:Boşanma Velayet Yoksulluk Nafakası

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

    -YARGITAY İLAMI-

Taraflar arasındaki '
boşanma, , nafaka ve tazminat' dava ve davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda; Manavgat 2. Asliye Mahkemesince Aile Mahkemesi Sıfatıyla asıl davanın kabulüne, karşılık davanın reddine dair verilen 06.11.2007 gün ve 2006/320 E., 2007/418 K. sayılı ın incelenmesinin davalı-karşı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.11.2009 gün ve 2009/14986 E., 2009/19469 K. sayılı ilamı ile;

('…1-Dosyadaki yazılara, n dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı-davacı eş ve müşterek çocuk için 28.09.2006 tarihli oturumda ara ı ile takdir edilen nihai le kaldırılmadığına göre verilen bu nafakaların
boşanma nın kesinleşmesine kadar devam edeceğinin tabi ve infazının mümkün bulunmasına göre aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Ana yanında kalmasının bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine olacağı y ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve meydana gelecek tehlikelerin varlığı da edilmediği halde ana bakım, muhtaç 27.01.2004 doğumlu müşterek Türk Medeni Kanununun 182. ve 336/2. maddeleri uyarınca velayetine bırakılması usul ve kanuna aykırıdır.

3-Davalı-davacı luk nafakası isteğinde de bulunmuştur. Bu istekle olumlu ya da olumsuz bir verilmemesi usul ve yasaya aykırıdır…')

siyle hüküm bozma dışında kalan bölümleri n yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple onanmış; yukarıda 2 ve 3. bentlerde gösterilen oy yle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : davacı

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği

Asıl dava
boşanma ve , karşılık dava ise boşanma, velayet, maddi ve manevi tazminat ile nafaka istemine ilişkindir.

Davacı-karşı davalı vekili, fikren uyuşamamaları nedeniyle doğan sorunlarla evlilik birliğinin çekilmez hale geldiğini, davalının bir kişi ile evden ayrılmasıyla fiilen ayrı yaşamaya başladıklarını beyanla hayatın sürdürülmesi kendisinden beklenemeyecek sarsıldığından tarafların
boşanmaları ile tarafların un in davacı babaya verilmesini istemiştir.

Davalı-karşı davacı vekili, yaşının küçük olmasından faydalanan davacı cinsel ilişkiye zorlandığını, hamileliğinin fark edilmesi ile aileler dan evlendirildiklerini, ancak ortak konut temin etmediği gibi evlilik birliğinin süresince üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmemesi nedeniyle evi terk ettiğini belirterek
boşanmalarına verilmesini, çocuğun velayetinin verilmesini, ve manevi tazminat ile nafakaya hükmedilmesini talep etmiştir.

Yerel mahkemenin, davalı-karşı davacı Ayşe evlilik birliği ederken başka bir kişi ile kaçmak evi terk etmesi şeklindeki ağır kusuru nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile tarafların
boşanmalarına ve annenin nu terk ederek evden ayrılması nedeniyle tarafların velayetinin babaya bırakılmasına, davalı-karşı davacının davasının ne kararı, davalı-karşı davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda belirtilen gerekçe ile kısmen bozulmuştur.

Yerel mahkemece, önceki gerekçeler de tekrarlanmak suretiyle ve yoksulluk nafakasının reddi hakkında açıkça hüküm kurulduğu gerekçeleriyle velayet ve yoksulluk nafakası önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı-karşı davacı kadın vekili getirmiştir.

I-Direnme kararının, Özel Dairenin bozma kararının (2) numaralı yer alan, tarafların çocuğunun velayetine ilişkin b ne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi:

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların çocukları Tarık`ın velayetinin babaya verilmesinin doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki; velayet, ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, , yetkileri ve yükümlülükleri içerir.

Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir.

Bu noktada; çocuğun, eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunan ana ve babanın, tüm bu unsurlar yönünden çocuğa teşkil etmeleri, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimine ilişkin tüm önlemleri almaları gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.

Bilindiği üzere; ergin olmayan çocuk ana babasının velayeti altındadır. Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar. Ancak
boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte evlilik birliği sona velayetin beraberce kullanılma olanağı kalmamaktadır.

Bu durumda 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 336. maddesi uyarınca, ortak hayata son veya ayrılık hali gerçekleşmiş ise , velayeti eşlerden birine verebilir. Velayet ana babadan birinin ölümü halinde sağ kalana,
boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir.

Ayrılık ve
boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük Eş söyleyişle, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Bu nedenle, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı güç sonuçlar değerlendirilerek ele alınmalı ve neticeye varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.

Bu kapsamda, tarafların çocuğunun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta , talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı , kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır.

Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, , ahlaki engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin edilip edilemediği hususları da mutlaka değerlendirilmelidir.

Yukarıdaki açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

Taraflar arasında evlilik birliğinin davalı-karşı davacı annenin ağır ile son bulduğu hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı açıktır.

Ne var ki, 27.01.2004 doğumlu Tarık`ın yaşı dikkate annenin yakınlığına ve şefkatine bir yaşta olduğu, geliştiği bu ana yoksunluğunun derin izler bırakabileceği gözetilerek velayetin anneye bırakılması uygun olacaktır.

Öte yandan davalı-karşı davacı annenin çocuğa karşı kötü davranışı ve istismarı da kanıtlanamamıştır.

Hal böyle çocuğun bakım ve şefkatine muhtaç olması yanında, ana ile kalmasının bedeni, fikri ve ahlaki gelişmelerine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı hiçbir delil bulunmadığı gibi hemen meydana gelecek bir tehlikenin varlığı da kanıtlanamadığından, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 182, 136/2. maddeleri uyarınca küçüğün babanın velayetine bırakılması çocuğun yararına olmadığına göre, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamının velayete ilişkin (2)numaralı bendine uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

kararının, Özel Dairenin bozma kararının (3) numaralı bendinde yer alan, ilişkin bölümüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi:

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu gelen ; yerel mahkemece davalı-karşı davacının nafakası talebi konusunda mahkemece bir hüküm kurulup kurulmadığı noktasındadır.

Bilindiği üzere, mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 388. nde belirtilmiştir.

Buna göre; hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında hükümle yüklenen borç ve hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.

Aynı kural HUMK.nun 389. de tekrarlanmıştır.

Yine, HUMK.nun 381. maddesi, kararın en az 388. maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına okunması suretiyle olur hükmünü amirdir.

Bu hüküm yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı

Yukarıda belirtilen ilkelerin gerçekleştirilebilmesi için hükmün çok açık biçimde yazılması gerekir ve hüküm sonucu hükmün esasıdır. Hüküm sonucunun yöntemine uygun düzenlendiğinden için hüküm sonucu , gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, talep her biri hakkında verilen hüküm ile taraflara tanınan haklar ile yüklenen borçlar birer birer açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde Bunun yanında, hüküm sonucu infaz edilebilir nitelikte olmalıdır.

Öte yandan uyuşmazlığın çözümünde yoksulluk ilişkin hükümlerin de luk bulunmaktadır.

Yoksulluk nafakası ahlaki ve sosyal düşüncelere Onun içindir ki, bilimsel öğretide; evlilik birliğinde eşler arasında olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden da kısmen devamı niteliğinde olduğu' belirtilmektedir (Akıntürk T., Aile Hukuku 2. Cilt İstanbul 2002 s.294).

Yoksulluk nafakası mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi`nin 144., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 175. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre,
boşanma yüzünden düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Ancak yoksulluk kavramı Yoksulluk durumu; günün koşulları ile birlikte tarafların ve durumları, yaşam tarzları, evlilik süreleri, evlilik boyunca ve boşanma sonrası oluşacak yaşam birlikte takdir edilmelidir. Bu nedenle yoksulluğu kişinin ekonomik ve sosyal durumuna göre belirlemek gerekir.

Bununla birlikte her insanın anayasal teminat alınmış yaşama, maddi ve varlığını koruma ve geliştirme hakkından bahsedebilmek için karnını , giyinebilecek, -sağlık ve giderlerini karşılayabilecek, gelir olması gerekir. Bu tür zorunlu ihtiyaçları karşılayabilecek gelir seviyesinde olmayan biri yoksul olarak

Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1988 gün ve 1998/2-656-688; 28.02.2007 gün ve 2007/3-84-95 ile 16.05.2007 gün ve 2007/2-275-275 sayılı ilamlarında da kabul gibi; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi maddi varlığını geliştirmek için ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. Ayrıca, asgari ücret seviyesinde sahip olunması nafakasının bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 174. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası
boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından birisidir. Anılan Kanunun 175. maddesi uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf kusuru daha ağır olmamak şartıyla için diğer taraftan süresiz olarak nafaka isteyebilir.

Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için tarafın istekte gereklidir bu isteğin mutlaka dava dilekçesinde bulunması gerekmez yargılama aşamasında da yoksulluk nafakası isteği dile getirilebilir. Öte yandan yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için
boşanmaya karar olması zorunludur.

Somut olayda incelenmesinde Ayşe cevap ve karşı dava dilekçesinde harç yatırmak suretiyle yoksulluk bulunduğu anlaşılmaktadır.

Yerel , asıl davanın ile davalı-karşı davacının karşı ne karar verildiği, sonucunda belirtilmiştir.

Hükmün gerekçe kısmında ise davalı-karşı davacının ağır kusuru bulunması nedeniyle lehine hükmedilmediği açıklanmıştır.

Görüldüğü üzere; davalı-karşı davacı, karşı davası ile yoksulluk nafakası talebinde yerel mahkemece karşı davanın tümden ile yoksulluk nafakası talebinin de reddine karar ve buna ilişkin red kararının gerekçesi açıklanmıştır. Davanın reddine karar verilmiş olması, dava dilekçesindeki tüm istemlerin reddi olup, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında bu konuda bir çelişki bulunmamaktadır.

O , Özel Daire bozma ilamının (3) bendinde yer alan belirlemenin aksine, davalı-karşı davacının karşı davasının reddi yoksulluk hakkındaki talebinin de reddine karar verildiği, gerekçedeki açıklık ve reddin kapsamı karşısında karşı davanın reddine dair hüküm sonucunun 1086 Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 381, 388 ve 389. maddelerine olduğu gerekçesine dayalı, direnme ı isabetli bulunmaktadır.

Ne var ki, Özel Dairece işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.

SONUÇ:

1-(I) bentte nedenlerle direnme kararının çocuğun velayetinin belirlenmesine bölümünün bozma kararında ve yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri ,

2-(II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle yoksulluk nafakasına ilişkin direnme uygun bulunduğundan, işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

22.12.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi.