Boşanmanın Mali Sonuçlarından Maddi Tazminat
BOŞANMA DAVALARINDA MADDİ TAZMİNAT :
 
 
Boşanacak veya boşanmış eşlerin, diğerinden maddi tazminat isteyebilmesi belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı tutulmuştur. Bu koşulların bir kısmı maddi, bir kısmı biçimseldir.
 
Maddi Tazminata Hükmedilebilmesinin koşulları :
*Öncelikle ortada bir boşanma kararının olması, yani tarafların boşanmasına karar verilmiş olması,
*Talep olmadan hâkim tazminata hükmedemeyeceğinden bu tazminatın talep edilmiş olması,
*Söz konusu talebin kısmî olarak yani fazlası saklı kalmak kaydıyla değil hesaplamaya dayalı zararının tamamının istenmiş olması,
*Boşanma kararının verilmesine dayanak teşkil eden nedenler bakımından maddi tazminat talep edenin, karşı tarafa kıyasla daha az kusurlu olması,
*Davacı tarafın boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmiş olması,
*Kusursuz veya daha az kusurlu eşin, mevcut veya ileride ortaya çıkması beklenen menfaatlerinin zedelenmesi ile boşanma arasında nedensellik bağı olması gerekir.
 
 
Tazminat isteyenin daha az kusurlu olması:
 
Bilindiği üzere 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 143/1 hükmünde ‘kabahatsiz karı veya kocanın’ deyimi kullanılmıştı. Ancak gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamasında bu deyimin mutlak kusursuzluk olarak anlaşılmaması gerektiği konusunda görüş birliği vardı. Aksi halde metindeki tabire göre uygulanmaya çalışıldığında tazminata hükmedilmesi neredeyse gayrikabil hale gelir zira yaşamın olağan seyrine göre bir tarafın tam manasıyla kusursuz olması zor bir ihtimaldir.
 
Tazminat konusunda kusur belirlemede Yargıtay’ın ölçüsü; Tazminat isteyenin herhangi bir kusurundan ziyade boşanmaya yeterli bir kusurun bulunmamasıdır. Bu meyanda kusur, boşanmayı sağlayacak nispette ‘ağır kusur’ yerine ‘hafif kusur’ niteliğinde olmalıdır
 
 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Md. 174 f-1 hükmü uyarınca mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebilir.
 
Buna göre,  kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyen mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenmiş olan eş, kusursuz ise maddi tazminat verilmelidir. Buna karşılık eşit kusur söz konusu ise maddi tazminat istemi reddedilmelidir. TMK md. 174/1’e göre tazminat isteyen eşin boşanmada kusursuz veya daha az kusurlu olması zorunludur. Eşlerin birbirlerine karşılıklı hakaret etmeleri dışında boşanma sebebi oluşturan bir eylemleri kanıtlanmamışsa eşit kusurlu sayılırlar ve maddi tazminat verilemez.
 
Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen eş, ağır kusurlu ise tazminat istemi reddolunur.
Kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyen, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen eş, tam kusurlu ise maddi tazminat istemi reddedilmelidir.
 
Tazminat istenenin kusurlu olması:
Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen eşin karşı taraftan maddi tazminat talep edebilmesi, tazminat istenenin kusurlu olmasına bağlıdır.
 
Yargıtay, hiçbir sebep yokken boşanma davası açmayı da kusurlu bir davranış olarak görmektedir.(Y2HD 9.5.1997, 3869-5065)
 
 
 
Maddi Tazminatı Telep Edilme Zamanı:
Maddi tazminat, boşanma davasıyla birlikte veya boşanma davası sonuçlandıktan sonra talep edilebilir. Maddi tazminatın boşanma davası ile birlikte talep edilmemesi halinde, maddi tazminatla ilgili dava, boşanma kararının kesinleşme gününden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır.
 
Maddi tazminatın belirlenmesinde göz önüne alınacak hususlar,
*Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir tazminat talebinde bulunabilir.
*Maddi tazminata esas alınabilecek ve boşanma yüzünden haleldar olduğu ileri sürülen menfaatler, toplumun genel yapısı, ülke ve yaşam gerçekleri göz önüne alınmak suretiyle ve her halde evlilik birliğinin sürdüğü dönemde normal koşullar altında bir eşin, diğer eşten yapmasını bekleyebileceği ölçüde makul ve ciddi istekler, mevcut veya beklenen menfaatler sayılır.
*Boşanmakla, diğer eşin sağladığı olanaklardan yoksun kalınacağından tarafların ekonomik ve sosyal durumuna uygun yoksun kalınan destekle uyumlu bir maddi tazminat takdiri gerekmektedir.
 Uygun maddi tazminat, tarafların ekonomik, sosyal ve kültürel durumuna göre uyumlu olan mevcut ve beklenen menfaattir.
 *Beklenen çıkarların karşılığı olan tazminat miktarı, boşanma olmasaydı kusursuz olan eşin evlilik birliği içinde sağlayacağı yararlar kadar olmalıdır.
*Maddi tazminata hükmedilirken belirlenmesi gereken; var olan ve beklenen yararların ne olduğu kanunda belirtilmemiş olup bu husus, hâkimin takdirine bırakılmıştır.
 
 Maddi tazminatın ödenme şekli;
*Maddi tazminat toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenebilir.
*İrat biçiminde ödenen maddi tazminat, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümüyle ortadan kalkar.
 Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde de ödeme mahkeme kararıyla kaldırılır.
*Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılmasına veya azaltılmasına karar verilebilir.
*Hâkim istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
 
 
Maddi tazminatın istenmesinde zaman aşımı:
Evliliğin boşanma nedeniyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle ortadan kalkar. Bu süre hak düşürücü bir süre niteliği taşımadığından, süresinden sonra açılan maddi tazminat davasında karşı tarafın vaktinde zamanaşımı itirazında bulunmaması halinde hâkim, konuyu re’sen dikkate alamayacaktır.
 
Görevli ve Yetkili Mahkeme:
Maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme; Aile mahkemeleridir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde bu yetki ile yetkili kılınmış Asliye Hukuk Mahkemeleri de yetkilidir.
 
Maddi ve manevi tazminat davalarında yetkili mahkeme; eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya boşanma davasına bakan mahkemedir.
 
Maddi Tazminat Taleplerinde Faiz:
 
 Boşanma davalarında maddi ve manevi tazminat ancak, boşanma ile ilgili hükmün kesinleşmesiyle gündeme gelir Maddi veya manevi tazminat ancak boşanma kararının kesinleşmesiyle belirgin ve muaccel bir alacak haline gelir. Bu sebeple faiz uygulaması da dava tarihinden itibaren değil, boşanma kararının kesinleşmesine müteakip iktisap edilir.

YARGITAY KARARI:

Boşanma, boşanmada maddi tazminat, hafif kusur, hafif kusurlu tarafın maddi tazminat talebi 


    T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
 
Esas: 2005/2-729
Karar: 2005/705
Tarih: 07.12.2005
 
ÖZET: Somut olayda taraflar 1977 yılında evlenmişlerdir. Bu evlilikten müşterek iki çocukları bulunmaktadır. Davacının 10-12 sene öncesinde aynı işyerinde birlikte çalıştıkları kendisinden 20 yaş küçük bir kadınla ilişkisi olduğu, bu kadınla birlikte çok samimi olarak dolaştığı, sinemaya gittiği, daha sonra ilişkisini ilerletip karı koca hayatı yaşadığı bu sebeple önce evine geç gelmeye başladığı bir süre sonra ise tamamen müşterek haneyi terkedip bu kadınla birlikte yaşadığı, bankada memur olan ve daha sonra emekli olan davalının da katkısı ile alınan taşınmazların davacı üzerine kaydedildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; boşanmaya davacının eşini metres hayatı yaşayarak uzun süredir aldatma biçiminde gerçekleşen eyleminin neden olduğu, davalının eylemlerinin boşanmaya neden olan olaylarla arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunmadığı, bu fer'i nitelikteki kusurların tazminat istenmesine engel olmayacağı anlaşılmaktadır.
 
(743 sayılı MK. m. 143) (4721 sayılı MK. m. 174) (4722 sayılı MKYUŞHK. m. 1)
 
KARAR METNİ:
Taraflar arasındaki "boşanma ve tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; K. 3. Aile Mahkemesince boşanma davasının kabulüne nafaka isteminin kısmen kabulüne maddi ve manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne dair verilen 19.3.2004 tarih ve 2003/4-2004/425 s. kararın tetkiki davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 5.10.2004 tarih ve 2004/7873-11242 s. ilamı ile;
 
(...4722 s. yasanın 1. maddesi hükümü de dikkate alındığında olaya 743 s. Türk Yasası Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekir.
 
1- Davalı vekili, 21.05.2004 günlü dilekçesiyle temyiz talebinden feragat ettiğini bildirdiğinden davalının temyiz dilekçesinin feragat sebebiyle reddine karar verilmesi gerekmiştir.
 
2- Davacının temyizine gelince;
 
Hüküm maddi ve manevi tazminat yönünden temyiz edilmiştir. Toplanan delillerden davacının bir başka kadınla ilişkisinin olduğu, tanıklar Z., R. ve Y'nın beyanlarından anlaşılmaktadır.
 
Davacı tanıklarından kardeşi M. "...davalının kocasına Ordu kırosu dediğini" tanık A. "...on yıl önce davalının kocasına tokat vurduğunu", tanık Atilla, davalının, kayınvalidesine davacıyı kastederek "...çocuğun işe yaramaz, iyi koca değil" dediğini ifade etmişlerdir. Bu duruma göre boşanmaya sebep olan hadiselerde az da olsa davalıda kusurludur. Türk Yasası Medenisinin 143/1-2 maddesi koşulları gerçekleşmemiştir. O durumda davalının maddi ve manevi tazminat isteğinin reddi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
 
Hükmün yukarda 2. bentte gösterilen nedenle bozulmasına...)
 
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
 
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
 
A- DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı, tarafların 1977 yılında evlendiklerini, evliliğin ilk yıllarından itibaren çeşitli sorunlar çıktığını, son yıllara doğru sorunların arttığını, davalının aşırı baskıcı ve otoriter olduğunu, 9.12.1999 gününden beri ayrı yaşadıklarını, taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını, yeniden bir araya gelmelerinin mümkün olmadığını açıklayarak tarafların boşanmalarına karar verilmesini istemiştir.
 
B- DAVALININ CEVABININ ÖZETİ: Davalı, davacının iddialarının doğru olmadığını, davacının kendisinden 20 yaş küçük G. isimli bir kadınla 8-10 yıldır birlikte karı koca hayatı yaşadığını, evlilik süresi içerisinde davacının eve sık sık geç geldiğini, bazı günler ise hiç gelmediğini, vaktini bu kadınla geçirdiğini, davacının haksız ve kötüniyetli olduğunu açıklayarak, davanın reddine, 500 milyon TL. yoksulluk, çocukları Özge için 600 milyon TL. iştirak nafakası ile boşanmaya karar verilmesi halinde 150 milyar maddi, 30 milyar manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
 
C- YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ: Davacının eşini G, isimli bayanla aldattığı sabit olmakla birlikte, yargılama esnasında her iki tarafın boşanmaya razı olmasına, esasen taraflar arasındaki evlilik müessesesinin fiilen bitmiş olmasına göre; tarafların boşanmalarına; tarafların müşterek çocuklarının yargılama sırasında 18 yaşını ikmal etmiş olmasına göre velayet ve iştirak nafakası yönünden hüküm tesis edilmemesine, ancak boşanma davasının açılmasında davacının ağır kusurlu bulunmasına, davacı tarafından edinilen malların alınmasında en az davacı kadar davalının da katkısının olmasına göre; davalı yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir...
 
D- TEMYİZ EVRESİ VE DİRENME: Davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıya aynen alınan gerekçelerle karar bozulmuştur.
 
Yerel mahkeme ise; davacı tanıkları tarafından davalının 10 yıl önce söylediği iddia edilen "Ordu kırosu ve işe yaramaz, iyi koca değil" gibi sözlerin ve kocasına tokat attığına ait beyanın tarafların yakın akrabası olmayan tarafsız tanık beyanları ile doğrulanmadığı gibi, davalı tanık beyanları ile de çelişki oluşturduğunu, sair delillerle de desteklenmediğinden inandırıcı bulunmadığını, öte yandan bu biçimde bir muameleye maruz kaldığı iddia eden davacının 10 yılı aşkın süre evliliğini devam ettirmesi ve bu kadar uzun bir süre ses çıkarmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının ancak psikologla yaptığı görüşmeden sonra boşanmayı kabul ettiğini, bu evlilikte asıl mağdurunun davalı kadın olduğunu, uzun yıllar önce meydana geldiği iddia edilen, sebep ve saiki belirli olmayan bir takım söz ve davranışlar gerekçe gösterilerek davalı kadının kusurlu kabul edilmesinin ve buna göre de maddi ve manevi tazminatın reddedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu açıklayarak önceki kararda direnmiştir.
 
E- UYUŞMAZLIK: Boşanmaya neden olan olaylarda davalı kadının da kusurlu bulunup bulunmadığı, tali (fer'i, ikincil) kusuru bulunan taraf lehine tazminata hükmedilebilip hükmedilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
 
F- GEREKÇE: Somut olayda taraflar 1977 yılında evlenmişlerdir. Bu evlilikten müşterek iki çocukları bulunmaktadır. Dosya kapsamına ve tanık beyanlarına göre; Davacının 10-12 sene öncesinde aynı işyerinde birlikte çalıştıkları kendisinden 20 yaş küçük bir kadınla ilişkisi olduğu, bu kadınla birlikte çok samimi olarak dolaştığı, sinemaya gittiği, daha sonra ilişkisini ilerletip karı koca hayatı yaşadığı, bu sebeple önce evine geç gelmeye başladığı, bir süre sonra ise tamamen müşterek haneyi terkedip bu kadınla birlikte yaşadığı, bankada memur olan ve daha sonra emekli olan davalının da katkısı ile alınan taşınmazların davacı üzerine kaydedildiği anlaşılmaktadır.
 
Öte yandan davacı tanıkları olan davacının kız kardeşi herhangi bir zaman, mekan sebep ve saik beyan etmeden davalının kocasına "ordu kırosu" dediğini ifade etmiştir. Yine davacının dayısı A; "10 sene kadar önce davalının kocasına bir tokat attığını" gördüğünü, ayrıca, bir tarih kayınvalidesine "çocuğun işe yaramaz, iyi koca değil" dediğini duyduğunu beyan etmiştir.
 
Hemen belirtilmelidir ki, 4722 s. Türk Medeni Yasanın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 1. maddesinin 1. fıkrası "Türk Medeni Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi yasa yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o yasa hükümleri uygulanır" hükmünü taşımaktadır. Buna göre; Türk Medeni Yasası 1 Ocak 2002 gününde yürürlüğe girmiş, görülmekte olan dava ise 28.06.2001 gününde açılmış olduğundan, olayda 743 s. Türk Yasası Medenisi hükümlerinin uygulanması gerekir.
 
743 s. Türk Yasası Medenisi'nin "Boşanma halinde maddi ve manevi tazminat" kenar başlıklı 143. maddesi; "Mevcut ve hatta muntazar bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kabahatsiz kan veya kocanın kabahatli olan taraftan münasip maddi bir tazminat talebine hakkı vardır.
 
Bundan başka boşanmaya sebebiyet vermiş olan hadiseler karı veya kocanın şahsi menfaatlerini ağır bir surette haleldar etmiş ise, hakim manevi tazminat namiyle muayyen bir meblağ dahi hükmedebilir." hükmünü taşımaktadır.
 
Buna göre tazminata hak kazanmak için; tazminat isteyenin kusursuz, karşı tarafın kusurlu olması ve boşanma olayının bu kusurlu davranıştan kaynaklanması, maddi tazminat için mevcut veya beklenen bir yararın hukuka aykırı olarak zedelenmiş olması, manevi tazminat için ise kişilik haklarının ağır biçimde zedelenmiş olması gerekir.
 
Maddi olayın sağlıklı bir çözüme kavuşturulması için, kusur unsurunun niteliği ile kapsam ve ağırlığının açıklığa kavuşturulması gerekir.
 
Bilindiği üzere Türk Yasası Medenisinin 143. maddesine göre boşanma sebebiyle sair eşten tazminat istenilebilmesi için, tazminat talep eden eşin kusursuz olması gerekir. Burada "kusursuz olma" deyimine verilecek anlam son derece önemlidir. Gerçekten kusursuz olmadan maksat acaba tazminat talebinde bulunacak eşin "mutlak kusursuzluğu" mudur? Başka bir söyleyişle "kusursuz eş" deyiminden, boşanmada en küçük bir kusuru bile bulunmayan eşi mi anlamak gerekir?
 
Doktrinde "kusursuz olma" deyiminden mutlak kusursuzluğun anlaşılmasının doğru olmayacağı kanaati yaygındır. (Oztan, B. Aile Hukuku 1979 Baskı sayılı 299; Fevzioğlu, F.N. Aile Hukuku 1986 Baskı, s.404 vd; Akıntürk, T.Aile Hukuku 1975 Baskı s.232. Velidedeoğlu H.V. Aile Hukuku 1965 Baskı s.259 vd.; Tekinay, S.S. Türk Aile Hukuku 1986 Baskı s.268) Zira, bir boşanma davasında hele uzun yıllar sürmüş bir evlilikte eşlerden birinin mutlak olarak kusursuz olması pek enderdir. Çoğunlukla az yada çok her iki eşin de kusurlu olması olasılığı vardır. Eğer tazminat talep edecek eşin mutlak surette kusursuz olması aranacak olursa, bu şart maddi tazminat talebinin sınırlarını çok daraltır ve onu ancak istisnai hallere indirger ki, böylece tazminat kurumu da pratik değerini büyük ölçüde kaybetmiş olur. Bu düşünceden hareket eden İsviçre Federal Mahkemesi; Evlilik birliğinin bozulmasında ve boşanmaya neden olan olaylarda tazminat talep eden eşin herhangi bir kusuru arasında nedensellik bağının mevcut olup olmadığının araştırılması gerektiği ilkesini benimsemiştir. Buna göre hakim, tazminat talep eden kişinin davranışları ile evliliği sona erdiren nedenler arasında bir illiyet bağı tesbit ederse tazminat isteyen eşin kusurlu olduğunu kabul etmeli ve isteğini reddetmeli; sair durumda, eğer bir illiyet bağ bulunmuyorsa kusursuz olduğunu kabul edip tazminata hükmetmelidir.
 
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun çoğunluğu tarafından benimsenen ilke; tazminat isteyen eşin kusurları bulunmakla beraber bunlar, birliğin bozulmasına sebep olan sair olaylara göre ikinci derecede kalıyor veya bir takım kışkırtmaların tahriklerin basit birer tepkisi olmaktan öteye gitmiyorsa, onu yine kusursuz saymak gerektiği yönünde olmuştur. İsviçre Federal Mahkemesinin görüşü de aynı yöndedir. (JdT 1963 1 623; JdT 1962 1540/541; BGE 85 II 11= JdT 1959 1 521-522-BGE 90 II 71=JdT 1964 1 633; BGE 93 II 287= JdT 1968 1 379) (Benzer şekilde; YHGK.nun 10.12.2003 tarih ve 2003/2-747-738 s. ilamı; 20.11.2002 tarih ve 2002/2-992-1011 s. ilamı; 15.11.2000 tarih ve 2000/2-1626-1696 s. ilamı) Sair yandan tazminat isteyen eşin ağır kusuru varsa, birliğin dağılmasına, boşanmaya neden olan bu kusur değil de başka olaylar olsa bile yine de tazminat istemi reddedilmelidir.
 
Hatta İsviçre Federal Mahkemesinin sonraki kararlarında az kusurlu eşe de tazminat verilebileceği yönündeki içtihatlarını iyice genişletmiştir. (BGE 99 II 129=JdT 1974 156; -BGE 99 II 353= JdT 1975 134; BGE 98 II 9=JdT 1972 1582) Bu görüş doktrinde de kabul görmektedir. (Tekinay, S.S. Türk Aile Hukuku İstanbul 1978 s.267 vd.; Belgesay, M.D. Türk Yasası Medenisi Şerhi Şahsın Hukuku İstanbul 1957 s.90) Bununla beraber, hak sahibinin kusuru oranında tazminat miktarı indirilebilir. (BK. m.44/ı) (Egger, A./Escher, A./Haab, R./Oser, H. Çeviren Volf Çernis İsviçre Medeni Yasası Şerhi c. 1 Giriş ve Kişinin Hukuku, Ankara 1947 s.172; Oztan, B. Aile Hukuku Ankara 1979 s.299)
 
O durumda kanunun amaçladığı kusursuzluğun mutlak anlamda kusursuzluk olarak değil, boşanmayı sağlamada yeterli ağırlık taşımayan hafif kusur olarak değerlendirilmesi (Y.2.HD. 29.6.1992 tarih 1992/7261-7408 s. ilamı) ve bu nitelikte boşanmaya yol açan olay yada olaylarla doğrudan İlliyet bağlantısı bulunmayan fer'i (yan, ikincil) nitelikteki kusurların tazminat istemine engel olmayacağının kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.
 
Bu ilkelerin ışığında somut olaya bakıldığında; boşanma sonucunu doğuran hususun davacının eyleminden kaynaklandığı, davacının 8-10 yıldır kendisinden 20 yaş küçük olan bir kadınla birlikte metres hayatı yaşadığı, bu sebeple eşini ve çocuklarını ihmal ettiği, önce eve geç gelmeye başladığı, daha sonra da tamamen terkettiği, yaşanan bu olaylar sonunda davacının ağır kusurlu bulunmasına karşın, davalının da özellikle psikologla görüşmesinden sonra artık evlilik birliğinin yeniden kurulamayacağı kanaatine vararak boşanmayı kabul etmesi üzerine mahkemece boşanmaya karar verildiği anlaşılmaktadır, Özel Dairenin gerekçesinde yer alan davacının yakın akrabası olan bir tanığın "on yıl önce davalının kocasına tokat vurduğunu gördüm" şeklindeki beyanı değerlendirildiğinde; bu eylemin sebep ve saikinin, yerinin ve zamanının tam olarak açıklanmadığı gibi, tarafların bu eylemden sonra evliliklerini devam ettirmeleri nedeniyle, yerleşik Yargıtay uygulamasına göre; artık davacı davalıyı affetmiş sayılması gerekeceğinden boşanmaya neden olan olaylarda davalıya kusur izafe edilmesi mümkün değildir.



 
 
Ulubatlı Hasan Bulvarı, No:36, Tüze İş Merkezi, Kat:10, 16230 Osmangazi / BURSA
Tel: 0 224 272 19 09 - 271 07 10 - 271 07 11 - Fax: 0 224 271 05 05
Reklam & Tanıtım & Tasarım
SBB Reklam