Buradasınız : Anasayfa > Tazminat Davaları > İnternet Yoluyla Banka Hesaplarının Boşaltılmasından Doğan Tazminat Davaları

İnternet Yoluyla Banka Hesaplarının Boşaltılmasından Doğan Tazminat Davaları

İnternet Yoluyla Banka Hesaplarının Boşaltılmasından Doğan Tazminat Davaları  

Banka Hesabındaki Paranın, Mudinin Bilgisi ve İzni Dışında İnternet Yolu İle Yapılan İşlemlerle çekilmesi Sonucu Uğranılan Zararın Tazmini Davaları


 


 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi son dönemlerde verdiği kararlarda, banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın mudinin bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin davalarla ilgili önemli ilkeler getirmiştir.


 

Bilindiği üzere Yargıtay`ın bu konudaki önceki kararları farklılıklar gösteriyordu. Ancak son zamanlarda Yüksek Mahkeme`nin bankaların sorumluluğunu genişleten kararlarının istikrarlı bir hal aldığı gözlenmektedir.


 

Bu konuyu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin son dönemlerde verdiği dört adet karar çerçevesinde inceleyeceğiz.


 


 

a) Yargıtay 11. H.D. E: 2008/4941, K:2009/9293, T: 14.09.2009 sayılı Karar:

Karara konu olayda yerel mahkemece;

- 12.05.2005 gününde saat 17:40-19:31 arası gerçekleştirilen işlemler sırasında davalı bankanın herhangi bir önlem almadığı,

- davacının seçimlik ek güvenlik önlemlerinin hiçbirini uygulamadığı olgusunun ispatlanamadığı gibi bu hususun davalı bankanın sorumluluğunu hafifletmediği, kişisel güvenlik hakkındaki bu ek önlemlerin seçimlik sunulmasının da doğru olmadığı,

- kaldı ki iki saat süreyle devam eden eylemin fark edilmeyip önlem alınmamasının davalı banka açısından ağır kusur olduğu,

Gerekçesiyle hesaptan çekilen 18.500 TL nin tamamının 12.05.2005 tarihinden (olay tarihi) itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararın davalı tarafça temyizi üzerine Yüksek Mahkeme;



 

“Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacının mevduat ve yatırım hesaplarında bulunan paraların davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik eylemi ile çekilmiş olmasına ve ispat yükümlülüğü kendisine düşen davalı bankanın olayda davacının müterafik kusuru bulunduğunu veya kişisel bilgilerinin davacının kusuruyla ele geçirildiğini kanıtlayamamış olmasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.” Diyerek yerel mahkemenin gerekçelerini uygun bulmuş ve kararı onamıştır.



 

b) Yargıtay 11. H.D. E: 2008/8842 , K:2010/200 , T: 12.01.2010 sayılı Karar:

Karara konu olayda yerel mahkemece hesaptan çekilen paranın tamamının davalıdan tahsiline karar verilmiş, Yüksek Mahkemece, karar, bankanın sorumluluğu yönünden onanmış, mahkemece %54 olarak belirlenmiş olan faiz oranı yönünden bozulmuştur.



 

c) Yargıtay 11. H.D. E: 2009/4058, K:2010/159, T: 1.01.2010 sayılı Karar:



 

Karara konu olayda yerel mahkemece;



 

“….asıl davada güvenlik önlemlerinden sadece 'şifrenin paylaşılmaması' hususunun (bu olayda birden çok davacı vardır. Av.H.D.) davacı mudilerin yükümlülüğünde bulunduğu, davacılar tarafından şifrenin üçüncü kişilere çaldırma/üçüncü kişilerle paylaşma olasılığı bulunsa dahi internet bankacılığı hizmeti veren bir bankanın tadadi olarak sıralanan güvenlik tedbirlerini almış olması ve uyguluyor olması gerektiği, tedbirlerin alınmış olması halinde hesaplara yapılan saldırının sonuçsuz kalacağı, davacıların şifresini çaldırdığı ya da üçüncü kişilerle paylaştığı yönünde dosya kapsamında herhangi bir bilgi bulunmadığı, objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen bankanın olaydan tamamen sorumlu tutulması gerektiği, davalı bankanın kusuru olsa da olmasa da sahtekarlıkla bir kişinin hesabından para çekilmesi halinde sadece bankanın zarara uğradığı, mevduat sahibinin, bankaya karşı alacağının aynen devam ettiği, meğerki mevduat sahibinin, bankanın zararının doğmasına kendisi de ortak kusuru ile sebep olsun (BK. m. 44), davacılara bu yönde de bir kusur izafe olunmadığı, hükme esas alınan son heyet raporunda davacıların zararının 124.400 YTL olarak hesaplandığı, birleşen davada davacıların davalı bankadaki mevduatlarını faiz karşılığı işlettikleri, olay tarihi ile dava tarihi arasında faiz gelirinden yoksun kaldıkları, anılan tarihler arasında T.C.Merkez Bankası`nca belirlenmiş % 30 avans faizi üzerinden 37.500,00 YTL birikmiş faiz alacağı bulunduğu, munzam zarar istemi kalemi yönünden yapılan inceleme sonucunda da kesinleşmiş bir zarar bulunmadığı, munzam zarar talep etme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile 124.400,00 YTL`nın davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, birleşen davada davanın kısmen kabulü ile 37.500,00 YTL faiz alacağının davalıdan tahsiline, fazla taleple birlikte munzam zarara ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.”



 

Kararın davalı tarafça temyizi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, yine “bankanın sorumluluğu” yönünden yerel mahkemenin gerekçelerini ve kararını onamış, olayda bulunan ihtiyari dava arkadaşlığına ilişkin usule ilişkin bir yönden bozma kararı vermiştir.



 

d) Yargıtay 11. H.D. E: 2008/8654, K:2010/199, T: 12.01.2010 sayılı Karar:

Karara konu olayda yerel mahkemece; “…iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacıların kişisel bilgilerini koruyamadıkları gerekçesiyle %40 oranında, davalı bankanın ise 18 ayrı havale işlemi ile yapılan usulsüzlüğü anlayamadığından internet bankacılığı sisteminde yeterli güvenlik önleminin bulunmadığı ve alınması gerekli ek güvenlik önlemlerini sistemine dahil etmemesi nedeniyle %60 kusurlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.“


Kararın her iki tarafça temyizi üzerine Yüksek Mahkeme;


-Davalı bankanın temyiz itirazlarını reddetmiş,

- Davacıların temyiz itirazlarını ise aşağıdaki gerekçelerle kabul ederek kararı bozmuştur.



 

“Dava, banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacıların bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.



 

Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu`nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. BK.306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa`nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef`i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup

talebinde bulunabilir.

            Somut olayda mahkeme, benimsediği bilirkişi raporu ile şifrenin davacılar tarafından korunamaması nedeniyle davacılara %40 oranında kusur verilmiştir. Oysa davacılara ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen 15 den fazla sahtecilik işlemi ile hesaplardan çekilerek başka hesaplara havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacılara vermiş olduğu şifre ve parolanın davacıların kusuru ile ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır.

Bu itibarla, somut olayda davacılara atfedilecek her hangi bir kusurun ispat edilememesi nedeniyle davanın kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile tarafların birlikte kusurlu olduğunun kabul edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.” Denilerek karar davacılar lehine bozulmuştur.



 

Görüldüğü üzere yüksek mahkeme son dönemdeki kararlarında;

-İnternet üzerinden yapılan rıza dışı işlemlerle banka hesabındaki paranın çekilmesinden doğan zararı bankanın zararı olarak kabul etmekte ve bunun bir sonucu olarak haksız fiillerde objektif özen yükümlülüklerinin ihlal edildiğinin ispatı zarar görene ait olduğundan, ispat külfetini bankaya yüklemektedir. Buna göre paranın çekilmesinde bankanın objektif özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini mudinin ispat etmesi gerekmeyecek, bu bankadan beklenecektir. Yargıtayın bu içtihadı mudiler yönünden sevindirici bir haberdir.

- Yine bu tür davalarda haksız fiil sorumluluğunun doğal bir sonucu olarak olay tarihinden (paranın bankadan çekildiği tarihten) itibaren faiz yürütülmesine hükmetmekte ancak uygulanacak faiz oranını avans faizi olarak belirlemektedir.



 

Avukat Hüseyin Demirbaş - Demirbaş Hukuk Bürosu, Bursa